Türkiye Cumhuriyeti bu insanları da gördü

Profesör Hayri Dener ve Ankara Üniversitesi AA, Fen Fakültesi FF’nin başlangıç yılları (“Hocam Hayri Dener için Çağdaş Fizik 10 (Kasım 1980) 4’te yayınlanan anma yazısından bazı bölümleri gönderiyorum.” Erdal İnönü)

Profesör Hayri Dener, Cumhuriyet dönemi eğitim tarihi içinde fizik öğretimi alanında başlıca önderlerden birisi olarak yer tutmuş büyük bir eğitimci, öğretici ve yönetici idi. Orta öğretimde kitaplarıyla, dersleriyle, program düzenlemeleriyle uzun zaman sürdürdüğü çabalar kendisine kamuoyunda Fizikçi Hayri nitelemesiyle yaygın ün sağlamıştı.

Ben, eski bir öğrencisi olarak, burada onu saygı ve şükran duyguları ile anarken, tanık olduğum bir dönemdeki çalışmalarından, AÜ, FF’nin kuruluşunda ve ilk gelişme yıllarındaki etkinliğinden söz edeceğim. Önce kısaca özgeçmişini vereyim. Hayri Dener, 1898 yılında Bulgaristan’da, Filibe’de (Plovdiv) doğmuş, ilkokulu orada okumuş, orta ve lise öğrenimini Edirne Sultanisi’nde 1918’de, yüksek öğrenimini ise 1922 yılında İstanbul Darülfünun’da tamamlamıştır. Bundan sonra kısa bir süre yurtdışında öğrenimine devam edebilmiş ve 1925 de Strasbourg Fen Fakültesi’nden Genel Fizik Sertifikası alarak yurda dönmüştür. AÜ, FF kurucu dekanlığına gelinceye kadar yaptığı görevler sırasıyla, Nişantaşı Kız Orta Mektep hikmeti tabiiye müdür vekilliği, Vefa Lisesi fizik muallimliği, Kabataş Lisesi fizik muallimliği, Zonguldak Maden Mühendis Mektebi muallimliği, Ankara Orta Muallim Mektebi (Gazi Eğitim Enstitüsü) muallimliği, Milli Eğitim Bakanlığı genel müfettişliği ve Kültür Kurulu (Talim Terbiye Heyeti) üyeliğidir. Özellikle 1935 – 43 yılları arasında bulunduğu son görevlerdeki başarısı, Dener’i Milli Eğitim Bakanlığı’nda Fen Eğitimi konusunda sözü dinlenen ve kendisine güvenilen başlıca uzman haline getirmiştir. Bu nedenle, 1943 yazında Ankara’da bir FF kurulması kararlaştırılınca, Hayri Dener, profesör unvanı verilerek kurucu dekanlığa atanmıştır. O da fen eğitiminde önderlik yapma idealine sadık kalarak ve bilimsel hazırlık bakımından yetersiz olduğunu bilmesine karşın bu güç görevi cesaretle yüklenmiş, büyük bir iyi niyet ve enerji ile yeni bir fakülte kurma çabasına girişmiştir. Dener’le birlikte Fakülteye atanan ikinci profesör, gene Gazi Eğitim Enstitüsü’nden kimyacı Avni Refik Bekman’dır. O tarihte Ankara’da Hukuk, Dil Tarih Coğrafya Fakültelerinin ve Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün açılmış ve yakın gelecek için Tıp Fakültesi’nin düşünülmekte olması, FF’ni de gündeme getirmişti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın İkinci Dünya Savaşı yıllarında birbiri arkasından atılımlar yapan bir hava içinde olması uygun bir ortam yaratmıştı. Bu koşullara Cumhurbaşkanı’nın bir özel teşviki de eklenince, İstanbul Üniversitesi’ndeki uzmanlara danıştıktan sonra, 1943 yazında FF’nin kurulmasına karar verildi ve hızla eyleme geçildi. Yeni fakülteye Gazi Eğitim Enstitüsü içinde bir yer verildi. İÜ’nden bazı öğretim üyeleri ayrılıp gelmeyi kabul ettiler. Lise mezunlarından özel sınavla öğrenci alındı ve 8 Ekim 1943’de AÜ, FF’nin birinci sınıfı 45 öğrenciyle öğretime başladı. Emektar Gazi Eğitim Enstitüsü binasının bir katında geçirilen ilk yıllarda Prof. Dener, yüksek yöneticilik gücü ve ustalığı, titiz çalışması, tüm çabaları toparlayıp uyum sağlayabilen uzlaştırıcı karakteriyle eşi kolay bulunmayacak bir önderlik yapmıştır. Bu kuruluş yıllarında Dener, çalışmalarını daha çok klasik bir FF öğretiminin gereklerini yerine getirmeye yöneltmiş, ancak ilk önce matematik ve kimya dallarında görüldüğü gibi, olanak bulduğunda araştırmaları da içtenlikle desteklemiştir.

Dedemin not defterinde Prof. E. Fischer. Nur içinde uyusunlar.

Prof. Dener, dekanlıktan ayrıldıktan sonra Fakülte’de fizik çalışmalarına daha fazla zaman ayırabildi. Bu arada yeni bir binaya geçilmiş, uygun bir ortama kavuşulmuştu. 1950 – 55 yılları arasında önemli atılımlar gerçekleşti ve Dener bu hareketlerin bazen öncüsü, bazen de baş destekleyicisi oldu. En öndeki gelişme, fizikte doktora tezlerine götürecek denel araştırmaların bir misafir profesörün önderliğinde başlatılıp yürütülmesidir. Prof. E. Fischer, W. Heisenberg’in tavsiyesi ve Prof. Dener’in daveti üzerine 1951 yılında gelmiş ve beş yıl süre ile, Genel Fizik Enstitüsü’nde, asistanı Adnan Şaplakoğlu’nun yardımı ile kurduğu mütevazı laboratuarda, molekül fiziği alanında, polar sıvıların dielektrik özellikleri üzerinde deneyler, ölçüler yaptırarak bir çok asistanın doktora çalışmasını sonuçlandırmıştır. Bu çalışmalar AÜ, FF’ndeki küçük deney grubunun dünyada tanınmasına yol açtı. Kuşkusuz buradaki bilimsel başarı Prof. Fischer ile çalışma arkadaşlarınındır. Ama başarının temel dayanağı Prof. Dener’in devamlı desteğidir. Benzer şekilde, 1956 yılında Prof. Fischer Almanya’ya döndükten sonra Dener, İsveçli Prof. Perlitz’i davet etmiş ve onun Fakülte’de kurduğu kristalografi grubunun araştırma etkinliğini de destekleyip sürdürmüştür. Dener’in 1953 – 54 yıllarında, yine E. Fischer ve öteki öğretim üyeleri Besim Tanyel ve Rauf Nasuhoğlu’nun öneri ve yardımlarıyla gerçekleştirdiği ikinci atılım, fizik mühendisliği adı altında, uygulamaya ve endüstriye yönelik bir lisansüstü öğretiminin başlatılmasıdır. Türkiye’de ilk defa kurulan bu yeni mühendislik derecesinin fakülte içinde ve dışında çeşitli kurullara anlatılıp kabul ettirilmesinde Dener’in rolü hemen hemen kurucu dekanlık kadar önemli oldu. Bu girişimler sırasında Fakülte içinde doğal olarak beliren direnme ve sürtüşmelerin tartışma ve anlaşma yoluyla etkisizleştirilmesi için Dener büyük çaba harcamış ve kopma noktalarına gelmeyi önlemiştir. Zaman zaman istenen gelişmenin elde edilemediği haller de olmuştur. Dener, eksik kalan tarafların daha ileride tamamlanacağına inanmış ve üzüntüsünü frenlemiştir. Kendi deyimiyle, enstitü’de ve fakülte’de ahengin bozulmamasına daima dikkat etmiştir. Her halde, etrafındaki insanların yeni öneriler karşısında olası davranışlarını iyi kestirebilmesi, yöneticilikteki başarısının önemli bir etkeniydi. Prof. Dener, 1968 yılında, 25 yıl çalıştığı AÜ, FF’nden emekli olarak ayrıldı. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğü’ne atandı ve 1968 – 74 arasında Senato’da görev yaptı. 53 yılını çeşitli eğitim kurumlarında ve Parlamento’da devlet hizmetinde geçirdiği ömrü 14 Temmuz 1980’de sona erdi.

Hayri Dener’in AÜ, FF’nin açılış töreninde söylediği bir güzel cümle vardı: “Tabiat kanunlarının her yerde ve her zaman aynı oluşu hem güzel hem de korkunçtur. Güzeldir, çünkü onun bir köşesini bilen, bu geniş uzayda her köşesini tanımış olur. Korkunçtur, çünkü tarafsızdır ve bu tarafsızlığı mutlaktır; ancak onu bilen ve tanıyanlara yardım ve hizmet elini uzatır.” (Prof. Dr. Erdal İnönü)

––––––––––

Milli Eğitimimiz’in çeşitli basamaklarında yarım yüzyılı aşkın dolgun bir hizmet verdikten sonra aramızdan ayrılan Profesör Hayri Dener’i saygı ile anarken onun hizmet anlayışı ve ülkemiz eğitimine katkıları üzerinde durmak onu yakından tanıyan bizler için bir görev olmaktadır.

Ben profesör Dener’i AÜ, FF’nin kurulduğu yıllarda tanıdım. Dener o sırada Türk Milli Eğitimi’nde fizikçi ve yönetici olarak ünlü bir kişi idi. Fakülteye alınmam sözkonusu idi. Ama görevli ve yükümlü bulunduğum Milli Eğitim Bakanlığı bürokrasisinden bir türlü izin alamıyordum. Haksızlığa uğramışlık psikolojisi içinde kendisine başvurmağa karar verdim. O sırada FF, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün birkaç odasına sığınmış durumda idi. Dener’in çalışma odası ise öğrenci laboratuarının bir köşesine yerleştirilmiş küçük bir masa idi. Habersiz gittiğim için çekingen ve tedirgin idim. Kendisi ile ilk kez karşılaşıyordum. Ama beni anlayışla karşıladı. Sinirli, sabırsız ve biraz hırçın bir ruh hali içinde bulunduğumu anlamış, inandırıcı yumuşak bir tartışma havası içinde benim sorunumu değerlendirmiş, 1940 savaş yılları içinde Bakanlığın öğretmen, özellikle fen öğretmeni, fizik öğretmeni sıkıntısını ve bu sorununa bizim de anlayış göstermemiz gerektiğini belirtmiş ama bunun bir hakkın aranmasından vazgeçmek anlamına gelmediğine, ergeç bu atanmanın gerçekleşeceğine beni inandırmıştı. Yanından ayrıldığım zaman duygularımla değilse de aklımla ona hak vermiştim. Aradan iki yıl geçmesi gerekti, ama atanmam gerçekleşti.

Profesör Dener sorunlar ne denli karmaşık olursa olsun birbirine çelişik görünen tezleri sabır ve hoşgörü ile tartışarak çözümleyici bir yöntemle, olabildiğince bağdaştırmasını bilen bir insandı. Bu aslında fiziğin geliştirdiği bilimsel düşünme yönteminin fizik dışı sorunlara uygulanması demektir ve günümüzde en çok gereksinme duyduğumuz yöntemdir.

Profesör Dener insanlarla ilişkilerinde aşırı bir senli benliliğe kaçmayan, sınırları iyi koruyan bir tutum içinde olurdu. Kendi düşündüğünü ne denli cesaretle savunuyorsa karşısındakini de büyük bir sabırla dinler, onu anlamaya çalışırdı. Hiçbir tartışmayı tatsızlığa vardırmaz, kırmadan ve kırılmadan işi tatlıya bağlayıp oyundan çekilirdi.

Profesör Dener prensip sahibi titiz bir insandı. Özellikle devlet malına karşı laubalice, hoyratça tutumlara karşı ölçüyü kaçırmadan ciddi bir sertlik içinde olurdu. Fizik öğretmenleri için düzenlenen bir yaz kursunda bir arkadaş hava yoğunluğu ölçmek için kullanılan bir litrelik bir balonu kurutmak için pencerenin içine güneşe koymuş. Az sonra bir esinti balonu düşürdü ve kırdı. Dener kulaklarına dek kızardı, baskı altında tuttuğu kızgınlığını, “Bu balon oraya konur mu?” diye yumuşaklıkla dile getirmeye çalıştı. Öğretmen özür olarak bir şeyler mırıldanınca, “Çocuğunuzu oraya oturtur mu idiniz?” dedi. Onunla çalışanlar, özellikle öğrencileri bu tutumun çok örneklerini yaşamışlardır.

Çalışma odası, laboratuarı her zaman derli toplu, düzenli ve işler durumda olurdu.

Profesör Dener iyi bir hoca, iyi bir fizik yazarı idi. İyi hazırlanmış, iyi düzenlenmiş derslerinin sunuşunu adeta zarif bir sanat icrası gibi yürüttüğünü öğrencilerinden çok dinlemişimdir. Özellikle Gazi Eğitim’den yetiştirdiği öğretmenler kendisini hep saygı ve hayranlıkla anarlar, ona benzeme çabası içinde olurlardı.

Özellikle orta öğretim düzeyinde yazdığı fizik kitapları 1930’larla 1950’ler arasında lise öğrenimi görmüş nice gencimizin fizikle ilk tanışıklıklarının yumuşak bir uyum içinde olmasını sağlamıştır. Bunlar alışılmamış bir açıklıkla, özellikle dil, terim ve sunuş mantığı bakımından bir yenilik ve bir çağdaşlık çeşnisi taşıyan ders kitapları idi. Yüksek öğrenimi fen dallarında yapan pek çok öğrencisi orta öğretimde onun kitaplarından aldıkları fizik kültürünün kendilerini fiziğe karşı bir yatkınlık içinde tuttuğunu söylerler. Bu dönemde öğrenim görmüş pek çok insanımız bilinç altlarında hiç kuşkusuz Hayri Dener’in bilimsel etkisini taşımışlardır.

AÜ, FF’nin 1 numaralı kurucusu olarak bu kurumun gelişmesine önemli katkıları olmuştur. Kendisinin bilimsel araştırmaya yeterince ağırlık vermediği gibi bir eleştiri ile karşılaştığı çok oldu. Ama şimdi fakültemizin ve üniversitemizin, kuruluşundan bu yana geçirdiği gelişmeleri ve aşamaları değerlendirilecek olursak 1940’larda, İkinci Dünya Savaşı’nın dövüşten başka bir şeye yer bırakmayan koşulları içinde görev yapan insanların çalışmalarının, daha sonraki bizlerin ve bizlerden sonra gelenlerin çok daha elverişli koşullarda yapabildiklerinden hiç de az olmadığını kabul etmek zorunda kalırız. Profesör Dener Hocamız kendini çok gerçekçi biçimde değerlendirip en iyi hizmeti bu yoldan verebileceğini ölçerek çizgisini çizmişti. Bilimsel çalışma yapıyorum diye bilime gerçek ve özgün bir katkı niteliği taşımayan bir şeyler ortaya koyma gibi aldatmacalara girmemiştir. Bu anlayışın iyi değerlendirilmesi gerektiği kanısındayım.

Ölüm gelişen yaşamın doğal bir sonucu. Ne mutlu ona ki ömrünün yarım yüzyılı aşkın bir süresini bu toplumun gençlerini yetiştirmek gibi yüce bir işe harcamasını bilmiştir. Bu yaşamın genç kuşaklarımıza örnek olmasını dilerim [Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu, Fizik Mühendisliği Cilt 2, Sayı 19, Nisan 1980].

Das könnte Dich auch interessieren …