Ucundan azıcık kestirme operasyonu

OKULLAR yarıyıl tatiline girince, yerel yönetimlerin toplu sünnet rutini başladı. Bir de yakındaki seçimler söz konusu olunca, “erkekliğe giriş” diye adlandırılan, “ucundan azıcık kestirme” operasyonu iyice ağdalı hale getirildi.

Diyelim ki, Eski Ahit’e göre bir emir olarak kabul gören sünnet sonrasında, çocuk bir “berat” ile yani erkeklik şanı ile ödüllendirildi. Bundan sonraki yaşamı da o, pipisinin ucunu örten et parçasının kaybının karşılığı olarak donandığı erkekliğe uygun geçmelidir. Oysa yaşam öyle değildir…

Gücün, fiziksel olanıyla değer bulduğu bu coğrafyada ne yazık ki erkeğe çok iş düşer. Kadının yok sayıldığı alanlarda tek başına rol alan erkek, hem zorba hem de mağdur olandır.

Pelerinli, taçlı sünnet töreni sonrası sınıfına dönen erkek, ilk örselenmesini öğretmeninden yediği sıradan bir azar ile yaşar. Teneffüste gittiği tuvalette, yan pisuvarda su döken erkek arkadaşına gizlice göz attığında da başka bir düş kırıklığı yaşanabilir.

Eğer steril bir çocukluk sürmüyorsa, mahallede top oynarken tartıştığı erkek arkadaşının yumruğu gözünü morartabilir. Kız kavgasına karışır, bir kazaya da orada kurban gider.

Üniversitede siyasi çatışmaya girerse, kafasında odun kırılır. Askerde ne yaptığını bilmez bir çavuş tarafından birliğinin önünde tokat yer. Bu en kötüsüdür!

İşe girdiğinde, kırıştırdığı kız arkadaşının yanında patron fırçası yer. Trafikte kavga ederse, başında levye eğilebilir. Seks deneyiminde anlayışsız bir partner varsa ve heyecandan başarısız olursa bu yüzüne vurulur; bunu dram haline getirir.

Gösterişe bağlı günümüz yaşamında, toplumca başarı diye nitelendirilen, özellikle kolay ve avanta kazançlara sahip olamaması eşi tarafından eleştirilir. Tokat yemekten beterdir.

İşte böyle, penis ucu temizliğini sağlamak için onu örten derinin kaldırılmasından başka bir anlamı olmayan operasyon sonucu tanrısal güçler elde ettiğine inandırılan erkek, yaşamının geri kalanında normal bir fani olduğunu görünce bu kez hıncını en yakınından, eşinden almaya başlar. Bu şiddettir…

Oysa erkekliğe adım atmak yerine “insanlığa adım atmak” diye bir şey daha vardır…

Madem ki, fizikselliğiyle beliren geleneksel bir erkek egemen toplumda yaşanıyor, o halde hem erkek hem de insan olmanın başka yolları da olmalıdır.

Bu, toplumca kabul görmüş ya da görmemiş her türlü ahlak kuralına uymakla başlar. Kadınına, çocuğuna saygı duyan, onları canından çok seven ama gerektiğinde de ailesine kol kanat geren bir erkek olmakla işe başlanabilir.

Toplumda saygınlık uyandıran, yalansız dolansız, kalleşçe olmayan bir yaşam “erkek insanı!” ve ailesini, çevresini yüceltir. İçinde insan, hayvan, doğa sevgisi olan; ülkesini, yurttaşını seven birisi olarak devam ettiğinde artık kadın erkek ayrımı da ortadan kalkar. O bir dünyalıdır.

Onun için, kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin tavan yaptığı ülkemizde, artık şu erkek olma ritüellerine isim vermeye bir son verelim. Erkekleri şımartmayı bırakalım. Ama bu konudaki itiraz hakkını da bundan sonra kadınlardan bekleyelim!

Cumhuriyet içinde yazan, Feyzi Açıkalın (Foto) dostumun Yeni Alanya Gazetesinden makalesidir.

Das könnte Dich auch interessieren …