McKINSEY’i ÇOK BULAN IMF’ye HAZIR OLSUN

Damat Albayrak’ın 16 Bakanlığın McKinsey adlı yönetim danışmanlığı şirketi ile çalışacağını bildirmesi üzerine Milli Gazete’den Cumhuriyet’e birçok muhalif gazetede ‘Duyunu Umumiye düzeni’, ‘Ekonomi Amerika’ya bağlandı’, ‘Bu nasıl millilik?’ diye manşetler atılır oldu.

MUHALEFET YİNE OLAYI KAVRAYAMIYOR

Bu manşetler en az AK Medya’daki kadar boş laflar olduğu gibi yarattıkları hamaset ortamı nedeniyle olayın asıl vehametinin anlaşılmasını da engelliyor.

Tüm bu muhalif gazeteler milli olmaktan çok sektaryen (Erbakancı, Perinçekçi, şucu bucu) bağlılıkları nedeniyle bırakın Dünya’yı, Türkiye gerçeklerini bile anlamaktan acizler. İyice daralmış düşünce dünyaları nedeniyle önemli gelişmelerin özünü kavramaktan ve asıl can alıcı eleştirileri getirmekten çok uzaklar.

O nedenle kalıplaşmış ve içerikten yoksun bir dil kullanıyorlar. İnandırıcılıktan uzak kalan eleştirileri neredeyse havuz medya kadar AK Rejime hizmet ediyor.

McKinsey ARTIK İÇİNDE BULUNDĞUMUZ DURUMUN GEREĞİ

Konunun aslına gelince ben şahsen McKinsey ile çalışmanın içinde bulunduğumuz duruma bakarak iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.

Evet yanlış okumadınız! McKinsey ile çalışmak günümüz şartlarında oldukça pahalı fakat doğru bir seçim.

Neden mi? Neden sorusuna gelince iddiam şu: McKinsey kararı, bozulan devlet düzeninin idari enfarktüsünü bir nebze geciktirebilecek, üstümüze çöken ekonomik krizin ağırlığını biraz azaltabilecek bir adımdır, bir itiraftır diyerek şöyle açayım:

Ülkemiz Tanzimat reformlarından AK Rejimin iktidarına kadar bir kurumsallaşma mücadelesi vermiş idi. Bu kurumsallaşma Cumhuriyetin kurulmasıyla ulusal ve sistemli bir zemine oturdu, hızlandı. Türkiye, ‘muasır Devlet’ olma yolunda tüm sorunlara rağmen ilerledi, Türkiye Cumhuriyeti 1987 senesinde ABye üyelik teklifi götürecek kadar kurumsallaşmış bir devlet olma iddiasına girebildi.

Burada kurumsallaşmadan kasıt devlet aygıtının birimlerinin ehil kişilerden ve işlevine uygun bir şekilde oluşması, devlete olan güvenin kişilere bağlı değil devleti oluşturan kurumların her birinin tüzel kişiliğine bağlı ve sonsuz olması demektir.

Devlet ne zaman devlettir? Eğer yargıçları bağımsız ise, Sosyal Güvenlik Kurumu emeklilik primlerini çarçur etmiyor ise, Tapu Müdürlüğü kaçak binaların dairelerine tapu vermiyor, Merkez Bankası para politikalarını seçim takvimlerine göre oluşturmuyor ise vs. vs. Yani devlet bünyesindeki tüm kurumlar bağımsız, ilkeli, işlevsel ve denetlenebilir ise devlet devlettir.

T.C. Devleti AK Rejimin iktidara geldiği ilk günden beri yani 17 senedir tüm kurumları ile yerle bir edildi. Tüm kurumlar önce Atatürkçü kadroların tasfiye edilmesiyle zayıflatıldı. Boşalan kadrolar AK Parti kadroları yeterli donanıma sahip olmadığı için Fethullahçılarla dolduruldu.

Fethullahçılar üç nesil Cumhuriyet bürokrasisinin el emeği göz nuru ile oluşturduğu kurumlarının içini oydular. AK Rejim Pensilvania’yla ters düşünce de hiç iş bilmeyen, partizan AK Kadrolar alelacele Fethullahçıların boşluğunu doldurdu.

2017 referandumu ve Haziran 2018 seçimi ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini’ (CHS) getirdi. Bu sistem AK Medya tarafından ‘Kuvvetler Birliği’ olarak kutsandı.

Anlamayanlar için bunun Türkçesi yönetimin tek kişiye bağlı, merkezi ve denetlenemez olmasıdır. Yani CHS’nin Türkçesi devlet kurumlarının marjinalleşmesi, Cumhurbaşkanına sormadan hiç bir karar verememesi, verirse de lağvedilme korkusu içinde olması demektir.

Sonuç olarak, günümüzde tüm devlet kurumları bozuldu, partizan kadrolarla dolduruldu, güven yitirdi. Bu kurumları yönetenlerin arasında kazara doğrudan yalaka olmayanlar kaldı ise bile onlar da mevkiilerinden olma korkusuyla görevlerini hakkıyla yerine getirmekten uzaklar.

Artık bir aile şirketi gibi yönetilen 80 Milyonluk bir ülkede Edirne’den Hakkari’ye, SGKsinden, Tarım işlerine değin tüm kararlar 65 yaşını aşmış, 17 senedir iktidar mücadelesi vermekten yorgun düşmüş, etrafında şakşakçılardan oluşan etten bir duvar örmüş bir Cumhurbaşkanı’nın masasında yığılmakta.

Damat Albayrak bence olanları yakından görüyor. CHS’nin yaratmakta olduğu idari enfarktüsü engelleme telaşında. Dolayısı ile McKinsey’e sarılmasının asıl sebebi işte CHS ile taçlanan 17 senelik kurumsuzlaştırmanın ta kendisi!

McKINSEY’i ÇOK BULAN IMF’ye HAZIR OLSUN

Damat Albayrak’ın McKinsey seçimi, CHS gerçekliği çerçevesinde son derece mantıklı bir seçim.

McKinsey’cilerle ben de görev icabı bir iki defa çalıştım. Son derece çalışkan, zeki, yalın gerçekleri ortaya çıkarabilen ve gerekli kararlarda ısrarcı olan danışmanlarla çalışıyorsunuz.

McKinsey sayesinde devlet kurumlarındaki kan kaybının bir nebze ikame edilebileceğini, o kurumların başındaki AK Çobanların en vahim hatalarının engellenebileceğini umabiliriz.

2001 krizinde herkesin IMF tarafından gönderildiği için nefret ettiği fakat gerçekte en ulusalcı veya milliyetçi geçinenlerden daha fazla vatansever bir adam vardı. Adı Kemal Derviş’ti. 2001 krizinden sonra T.C.nin ekonomik alandaki kurumlarını sağlam bir zemine oturtmuştu.

AK Rejim önce Kemal Derviş’in kurduğu altyapı sayesinde muazzam bir ekonomik büyüme yakaladı. Sonra da Kemal Derviş’in adam ettiği tüm o kurumları teker teker yıktığı için bugünkü TL krizinin içine saplandı.

Ekonomik kriz derinleşir de Türkiye yine IMF’ye yalvarmak zorunda kalırsa akıllarda olması gereken çok yalın bir gerçek vardır: IMF’nin kucağına sadece ve sadece kurumlarını (!) yemiş bitirmiş ülkeler düşer. Bu ülkelerin asıl sorunları parasızlık değil kötü yönetimdir. IMF’nin öncelikli görevi de sanıldığı gibi para sağlamak veya halkın lokmasını elinden almak değil kendi kendini yönetmekten aciz bir ülkenin akılcı fakat ekonomi öncelikli yöntemlerle yeniden biçimlendirilmesidir. IMF bağımsızlık kaybı değildir. IMF’ye kurumlarını ve dolayısıyla bağımsızlığını zaten kaybetmiş ülkeler gider.

Bugün McKinsey’den danışmanlık almak yarın IMF’nin zaten vereceği aklı önceden kendi isteği ile alıp bir anlamda zararı azaltmaktır.

YA ÇÖZÜM?

CHS ile Türkiye yönetilemez hale gelmektedir. Uzun vadede Singapur’u bile bir aile işletmesi gibi yönetemezsiniz.

McKinsey’vari çözümler kısa vadede akılcı olsa da İstiklal Savaşı’nın hatırası ışığında acıdır, ulusal bir ayıptır. Uzun vadede ise gülünçtür, yetersiz olacaktır, Devlet’in kurumları ile birlikte çöküşünü engelleyemeyecektir.

AK Rejim zarar derinleşmeden CHS saplantısından çark etmeli tüm zorluklarına rağmen parlamenter, laik, çoğulcu sisteme geri dönmelidir. AK Rejim 17 senedir süren ‘Demokrasi her zaman inebileceğin bir tramvaydır’ kötülüğünden halktan özür dileyerek dönmelidir.

Muhalefet ise AK Rejimin düzenli bir şekilde, yani ortalığı kırıp dökmeden tasfiye edilmesine, ulusal asgari müştereklerin dokunulmaz olduğu bir anlayış içinde eritilmesine, dini duyarlılığı olan muhafazakar sağ kesimin Atatürk Türkiye’sine saygılı olmak şartıyla siyaset yapabilmesine yapıcı bir katkı sunmalıdır.

Siyasi tarafgirlik ve kincilik son bulmalıdır. İyi niyet ve vatan sevgisi üstün gelmelidir.

Ama ne AK Rejimde, ne de muhalefette bu olgunluğu görmek mümkün değil. Ummak ise hayalperestlik.

O halde elveda Atatürk’ün tasavvurundaki çağdaş, saygın, kalkınmış Türkiye.

O halde tekrar müstemleke olma yolunda tam gaz devam.

O halde McKinsey deyip Cumhurbaşkanımızın üstüne gitme ey hain basın. O davayı 16 Nisan 2017 gününde nihai olarak kaybettin zaten. Sür eşşeğini Niğde’ye.

YAZAR: Bülent AKIN, Endüstri Mühendisi, Almanya

Das könnte Dich auch interessieren …